Make your own free website on Tripod.com

Çitosan Özellestirmesi

Son yillarda gerçeklestirilen özellestirmeler arasinda Çitosan özellestirmesinin ayri bir yeri vardir. Bu özellestirmeyle devlet çok önem verdigi, liderlik ettigi bir sektörde bes fabrikasini blok satis yöntemiyle yabanci sermayeye satmis, bu arada devlet sermayesinin sektörde olan etkinliginden de vazgeçmistir. Aradan geçen süre zarfinda çimento fabrikalarinin özellestirilmesine devam edilmistir.

Daha önceki bölümlerde uzun uzun bahsedildigi gibi Çitosan özellestirmesi ilk akla gelen KITlerden biriydi. Çesitli danismanlik kuruluslari tarafindan defalarca teknik, mali ve iktisadi açilardan incelendi, modeller gelistirildi. Kiymetleri takdir edildi. Çitosan'in ve tesislerin tüm sorunlari dikkatlice
teshis edildi. Bütün bu çalismalarin neticesinde de yetkililer her türlü bilgiye sahip olarak karar vermek imkanini elde ettiler. Diger özellestirmelerin hiçbirinde bu çapta inceleme yapilmadigindan daha eksik bilgilerle kararlar alindi.

TEB'de çalismaya basladiktan sonra yaptigim ilk is Toplu Konut ve Kamu Ortakligi Baskanligina sunulan cilt cilt raporu okumak olmustu. Bu raporun Çitosan tesislerinin degerlendirilmesi ile ilgili bölümü beni çok ilgilendiriyordu. Yabanci bir bankanin, hele Rotschild gibi bir bankanin kullandigi degerlendirme metotlarini incelemek için sabirsizlaniyordum. Bu metotlarin TSKB'de gelistirdigimiz metotlara göre üstün olacaklarina emindim. Degerlendirmede kullanildigini tahmin ettigim bilgisayar modellerini düsünüyor ve bu modellerin programlarini elde etmenin planlarini yapiyordum. Raporlari okudukça beklentilerim gerçeklesmeyecegini anlamaya basladim. Rotschild, degerlendirmeye önce kendinden önceki danismanlarin yaptiklari çalismalari incelemek ve bu çalismalari elestirmekle baslamisti. Yani kendi degerlendirmeleri bitmeden diger danismanlarin hazirladiklari raporlari incelemek firsatini bulmuslardi. Tenkitleri okurken TSKB çalismasini tenkit edecek hiçbir nokta bulamadiklarini, önemsiz bir iki noktaya degindiklerini kivançla gördüm. Daha sonra defter degeri, gelecege ait temettülerin bugünkü degeri, Avrupa borsalarinda islem gören tesislerin fiyat/kazanç oranlarindan hareketle benzer degerlerin hesaplanmasi gibi basit yöntemlerden istifade ederek bazi degerler hesaplamislardi. Getirdikleri tek yenilik çesitli yöntemlerle bulduklari tüm degerleri agirlikli ortalama metodu kullanarak esas degerin hesaplamasinda kullanmalariydi. Kullanilan metodun geçerliligine, Türkiye sartlarina uygunluklarina göre bir agirlik kullaniyorlar ve bu sekilde bir neticeye variyorlardi.

Raporlarin hazirlanip TKKOIB'ye sunulmasindan sonra uzun bir süre baskanliktan Çitosan ile ilgili bir haber veya elestiri alinamadi. 1988 yilinin Mart ayi ortalarinda ise birden Çitosan konusuna ciddi bir biçimde egilecegine dair isaretler almaya basladik. 15 Mart tarihinde raporu yeniden gözden geçirmemiz istendi. Rotschild raporunun hazirlanmasindan sonra meydana gelen fiyat artislari degerlendirmenin tekrar edilme geregini ortaya koymustu. Biraz da çimento fabrikalarini iyi tanimama güvenerek, raporu güncellestirmek yerine yeniden hazirlamaya karar verdim. Bülent Gültekin'in, indirgenmis nakit akimi metodunun kullanilmasiyla yapilacak degerlendirmelere güvendigini bildigimden Ansan için kullandigimiz bilgisayar programini Çitosan fabrikalari için uygulanabilecek hale getirdik.

Teknik raporun hazirlanmasi bir yandan yürürken bir yandan da satis stratejisini ve esaslarini tespit etmek üzere önce aramizda daha sonra TKKOIB yetkilileriyle bir dizi toplanti yaptik. Bu toplantilarda ortaya çikan en önemli sonuç, fabrikalarin hitap ettikleri bölgelerde faaliyet gösteren özel sektör sirketlerine satilmayacak olmalariydi. Bölgelerde monopol yaratilmasini istemiyorduk. Bu arada bazi özel sektör temsilcilerinin  belli bir bölgedeki fabrikayi satin aldiklari taktirde o fabrikayi kapatacaklarini ve bölge ihtiyaçlarini modern ve yüksek kapasiteli tesisleriyle karsilayacaklarini iddia ettikleri kulagimiza geliyordu. Bu nedenle satis stratejisinin ilk kurali olarak bir bölgede tesis sahibi olan sirketlerin ayni bölgedeki Çitosan fabrikasina talip olamayacagini kabul ettik. Satilacak tesislerin, hepsi kârli olmasina ragmen, bazi sorunlari olduklari biliniyordu. Söke fabrikasi kârli bir tesis olmasina ragmen gelisme ve kapasite artirimi yapma olanagina sahip degildi. Afyon fabrikasi sehrin içinde kalmisti. Balikesir ve Ankara fabrikalari için de ayni dezavantajlar vardi. Pinarhisar nispeten iyi vaziyette görünmesine ragmen iki hattinin birisi teknoloji bakimindan çok geriydi. Ancak Pinarhisar Türkiye'de beyaz çimento üretme yetenegine sahip tek tesisti. Ayrica fabrikalarin bazilarinda kapasite dengesizlikleri de vardi. Ankara ve Pinarhisar'da Prekalsinasyon yatirimlarina karar verilmesine ragmen henüz somut hiçbir islem gerçeklesmemisti. Sonuç olarak tüm tesislerin, Söke hariç, acil, önemli yatirimlara ihtiyaçlari vardi. Bu durumda tesislerin hisse senetlerinin halka satilmasi halinde, yatirimlarin yapilabilmesi için, hemen bir sermaye artirimina gidilmesi icap edecek ve sonu hüsranla biten birçok halka açik sirkette oldugu gibi sermaye artiriminin gerçeklesmesinde zorluklarla karsilasilacak, önce özellesme sonra tekrar devletlesme olasiligi ortaya çikacakti. Tesislerin yatirim ihtiyaçlari göz önünde tutularak hisse senetlerinin halka arzi ile yapilacak bir özellestirme yolu denenemedi.

Tesislerin yönetimi Çitosan tarafindan üstlenilmisti. Her nevi ihtiyaç, finansman dahil, Ankara tarafinda temin ediliyordu. Kömür tek elden ithal ediliyor ve tesislere dagitiliyor, Dogu Anadolu fabrikalarinin fazla klinkerleri Bati fabrikalarina tasiniyor ve buralarda çimentoya dönüstürülüyor, klinker nakliyati da Çitosan tarafindan organize ediliyordu. Tesislerin yeni yatirimlari, yerli imalatlari, makine ithalati, montaj faaliyetleri de Çitosan'in ve onun kurdugu Çimhol'un sorumlulugundaydi. Tesisler yukarda sayilan organizasyonlari ve faaliyetleri tek baslarina devam ettirecek beceriye sahip degillerdi. Bu nedenle tesislerin yönetim sorununu çözmeden onlari tam anlamiyla halka açmak büyük problemler yaratabilirdi. Halka açilma sonrasinda yöneticisizlikten tesisler zor durumda kalabilir ve hisse senetleri hizla deger kaybedebilirdi. Halka açilma öncesinde yönetim sorunu çözülmeliydi.

Halka açik sirketlerde büyük hissedarlar yoktur. Sirketin kötü yönetilmesi veya batmasi halinde kimse büyük ölçüde kisisel zarara ugramayacaktir. Bu nedenle ortaklar, sirket mali krizle karsilastiginda kendi öz kaynaklarini harekete geçirmemekte, sermaye artirimina gitmemekte veya sermayenin artirilmasinda artirima istirak etmekte nazli davranmaktadirlar. Bu gibi tesislerin yönetilmesi de problemli olmaktadir. Öte yandan bir sirkete büyük yatirim yapmis olanlar kisisel zarara ugramamak için tüm becerilerini kullanmakta ve iyi bir yönetim kurmayi prensip edinmektedirler. Bu hakikattan hareket ederek Çitosan'in özellestirmesinde, ciddi bir yatirim yapip, tesislerin mesuliyetini yüklenecek yatirimcilar bulmanin geregine karar verildi.

Gelistirilen satis stratejisi bes fabrikanin bir anonim sirketi çatisi altinda birlestirilmesine dayaniyordu. Bu sirketin adi BIRÇIM-Birlesik Çimento Sanayii A.S. olacakti. Kurulacak sirketin çogunluk hisseleri Türkiye'nin en büyük bes özel sektör çimentocusuna satilacakti. Geri kalan hisseler halka ve çalisanlara arz edilecekti. Sirketin esas ortaklari çimento sanayiinde tecrübeli ve halk tarafindan yakindan taninan kimseler olacaklarindan, halk, bu sirketin hisse senetlerini büyük bir güvenle satin alacak, böylece ideal özellestirme gerçeklesecekti. Kurulacak sirketin ana sözlesmesi ile kurulus kararnamesi taslagi bile hazirlanmisti. Mart ayi genellikle bu konu ile ilgili kendi aramizda, hukukçularin da  istirak ettigi toplantilar yaparak geçti.

Ayin 29'unda Söke fabrikasini ziyaret ettim. Çalisanlarla özellestirme konusunda görüsmeler yaptim. Bu görüsmeler sonunda memurlarin özellestirme istemedikleri, isçilerin ise özellestirmeye karsi olmadiklari izlenimini edindim. Isçiler özellestirme ile birlikte ücretlerinin özel sektör ücretleri seviyesine çikacagini, ancak sosyal haklarinda bir azalma olmayacagini belirtiyorlar ve asiri merkeziyetçilik yüzünden aksayan bazi islerin kolayca yapilabilir hale gelecegini umuyorlardi. Memurlar önemli sayida isten çikarmalar olacagindan endiseliydiler. Aslinda kimse bu fabrikalarin özellesecegine inanmiyordu.

1 Nisan tarihinde Cengiz Israfil ile bir toplanti yaptik. Bu toplantida Birçim'in ana sözlesmesi üzerinde durduk ve Cengiz Beyin istegi üzerine yöneticileri güvence altina alacak ve kâr dagitimini garanti edecek bazi maddeler kaleme aldik. Cengiz Bey hakli olarak sirketin kurulusu sirasinda atanacak müdürlerin büyük ortaklar tarafindan isten çikarilmalarindan korkuyordu. Böyle bir tutum bes büyük ortak arasindaki dengeyi bozabilirdi. Halka hisse senetlerinin satimindan sonra da sirketin kâr dagitmaktan vaz geçmesi satilan hisse senetleri fiyatlarinin düsmesine yol açarak, TKKOIB'ye güvenerek hisse alacak olanlarin özellesmeye karsi cephe almalarina sebep olacakti. Cengiz Bey ayrica TKKOIB'ye bu konularda hak saglayacak kuvvetli bir altin hisse istiyordu. Bütün bunlar yerine getirildikten sonra TKKOIB için bir rapor hazirladik. Bu rapora ek olarak istenilen sekilde tadil edilmis olan ana sözlesmeyi ekledik. 4 Nisan günü Ankara'ya giderek Bülent Gültekin'e  bir rapor takdim ettik. Bu raporda bes çimento fabrikasinin birlestirilmesinden sonra yönetim sorunlarinin ne sekilde çözümlenebilecegi anlatiliyordu. Yönetimin çimento konusunda deneyimli ve teknik bilgi düzeyi yüksek bir yerli veya yabanci sirkete veya gruba bes, on yillik bir süre için mukavele ile devredilmesi, bunu takiben sirket hisselerinin önce % 51'inin daha sonra % 19'unun halka, çalisanlara ve yöre halkina satilmasi, TKKOIB'nin altin hisse ile duruma her zaman müdahale edebilmesi, yönetici grubun kendini ispatladiktan sonra geri kalan hisselerin yöneticiye teklif edilerek satilmasi bir alternatifti. Ikinci alternatif ise yönetici gruba hisselerin % 35'inin satisinin önceden yapilmasi ve satisin tamamlanmasindan sonra  % 40 hissenin halka arzi, daha ileri bir tarihte de bakiye hisselerin borsa yoluyla satilmasiydi. Bir üçüncü alternatif ise yatirimciya ilk etapta sirketin tümünü satmak, daha sonra hisse senetlerinin en az % 49'unun halka arzini saglamakti.

Bülent bey bes tane sirketin birlestirilmesi fikrini pek benimsemedi. Fabrikalarin ayri ayri özellestirilmesi konusunda da hazirlik yapmamizi istedi. Bu toplantida özellestirmenin ve özellestirmede kullanilacak modelin ilgililere tanitilmasina karar verildi. Üretim ve pazarlamada deneyimli grup ve sirketlere ulasabilmek amaciyla da Türkiye Odalar Birligine TKKOIB'ce durumu bildiren bir mektup yazilmasi ve ilgi gösterenlerin TEB'le temasa geçirilmesi uygun bir yol olarak benimsendi. TEB de bu arada çimento fabrikalari hakkinda standart bilgiler ihtiva eden brosürler hazirlayacakti. Yazilan mektupta bes çimento fabrikasinin bir anonim sirketi çatisi altinda birlestirilecegi ve bu sirketin hisselerinin en fazla % 35'inin yatirimci/yöneticiye veya bir gruba satilacagi açikça belirtiliyordu. Yönetici/yatirimci adaylarinin basvurularinda basarili olabileceklerini gösteren ve avantajlarini açiklayan bir belgeyle TKKOIB'ye basvurmalari isteniyordu.

Nisan ayi sonlarina dogru Çitosan'i ziyaret ederek Genel Müdür Mehmet Gümüsburun'a çalismalar hakkinda bilgi verdik. TKKOIB ile Çitosan arasinda fabrikalarin özellesmesiyle ilgili bilgi alisverisi çok sinirliydi. Çitosan durumun bir an önce netlesmesini istiyordu. Pinarhisar ve Ankara fabrikalarinin prekalsinasyon projeleri ihale safhasina gelmis ve ön anlasmalari imzalanmisti. Diger fabrikalarinda da kömür ve çimento degirmenleri, filtre montaji gibi irili ufakli bir yigin yatirim planlari vardi. Bu yatirimlari fabrikalarin yaratacaklari kârla finanse etmeyi düsünüyorlardi. TKKOIB bu kârlara el koydugu taktirde finansal durumlarinda büyük bir sarsinti olacakti. Personel tayininden tas ocaklari ruhsatlarina kadar birçok konuda karar almakta zorlaniyorlardi.

Özellestirme haberinin Odalar Birligi tarafindan duyurulmasindan sonra TEB'e yogun basvurular oldu. Türkiye'nin çimento sanayiinde söz sahibi olan veya çimentocu olmak isteyen pek çok kimseyle, bu arada iki Fransiz çimento deviyle görüstük. Bu görüsmelerde ortaya bir hakikat çikti. Çimentocular bu fabrikalara tek baslarina sahip olmak istiyorlardi. Birbirleriyle isbirligi yapmaya niyetleri yoktu. Olaya süpheyle yaklasiyorlar ve ilerde anlasmazlik çikmamasi imkansiz, diye düsünüyorlardi. Birçim'in üretim programlarinin yapilmasinda, pazarlama ve satis stratejilerinin tespitinde, sirkete kendi fabrikalari ile ilgili verecekleri bilgilerin rakipleri tarafindan ele geçirileceginden, yönetime hakim olacak grubun bütün Birçim  fabrikalarini kendi çikarlari dogrultusunda kullanacagindan endiseleniyorlardi. Bu görüsmelerde fiyatlardan hiç bahsedilmiyordu. Ancak ziyaretçilerin en merak ettikleri konu fiyatlardi. Beklentileri, fabrikalari, özellestirme nedeniyle düsük fiyattan satin almakti. Bu nedenle Birçim'e ortak olmak yerine tek tek fabrikalarla ilgiliydiler. Fransiz sirketlerinin yöneticileri ise tesislerin % 100'ünü almak pesindeydiler. Her iki yabanci sirket, bazi fabrikalarla ilgilenebileceklerini ancak halka açilma gibi olaylarin islerini zorlastiracagini ve teklif edecekleri fiyati düsürecegini belirtti. Türkiye ile ilgili olabilecekleri ümit edilen bazi önemli yabanci çimento tröstlerinden hiç ses seda çikmadi. Yurt disi kaynaklarimizla yaptigimiz arastirma da iyi sonuç vermedi.

Araya giren yaz tatilinin de etkisiyle Agustos ayinda pek fazla bir aktivite olmadi. 8 Eylülde yaptigimiz bir toplantiyla kis sezonu çalismalari basladi. Toplantida muhtemel alicilarin Birçim olayina yaklasimlarini konustuk. Yabanci yatirimcilarin bu fabrikalarla ilgilenmeyeceklerine neredeyse oy birliyle karar verdik. Fabrikalari yerli çimentocularin alacaklarini düsünüyorduk. Yerli çimentocular fiyati mümkün oldugu kadar düsürmek için çesitli taktikler uygulayacaklar ancak, eninde sonunda ciddi talipler olarak müzakere masasina oturacaklardi. Pazarlik gücümüzü artirmak için teklifleri tek fabrika bazinda da  kabul etmeye karar verdik.

Banka kadrosundaki elemanlarla yapamadigimiz isleri Iktisat Fakültesi'nin bir asistanina part time yaptirmaya basladik. Bu kiymetli elemanin sayesinde de 19 Eylül tarihinde fabrikalarin teker teker degerlerini tespit ettik ve Ankara'ya bildirdik. Ankara ile yapilan görüsmeler sonucunda, aynen Ansan'da yaptigimiz gibi, gazetelere bir ilan vererek özellestirmeden yerli ve yabanci yatirimcilari haberdar edecektik. Bu ilanlari yerli gazetelerin yaninda Italya, Fransa, Almanya ve Ingiltere gibi ülkelerde de yayinlattik. 

Gazete ilaninda Afyon, Ankara, Balikesir, Söke ve Pinarhisar fabrikalarinin her birinin en az %35 hissesinin yatirimci yöneticilere satilacagi, teklif edilen fiyatin iyi olmasi halinde bu oranin % 100 'e kadar yükseltilecegi, daha sonra hisselerin en az %49'unun henüz tespit edilmemis bir tarihte halka arz edilecegi, müstakbel yatirimcilarin halka güven verecek isme sahip olmalari, monopollesme amaci gütmemeleri, isletmenin tüm sorumlulugunu yüklenecek nitelikleri tasimalari isteniyordu. Teklifler 25 Kasim 1988 tarihinde TKKOIB'YE verilecekti. Birçim modeli hatirlanarak birden fazla yatirimcinin birleserek teklif verme yolu da açik tutulmustu. Yazili olmamakla beraber isteyenlere endikatif fiyatlar bildirilecekti. Teklif verenlerin ayrica 10 milyar liralik teminat vermeleri  isteniyordu.

Gazete ilaninin yayinlanmasindan sonra 53 kisi ve kurum TEB'e basvurarak konu ile ilgili bilgi istedi. Bu kisi ve kurumlarin 10 tanesi yabanciydi. Yerli müracaatçilar arasinda tüm çimento üreticileri oldugu gibi fabrikalarin kuruldugu bölgede yasayan halk da vardi. Müracaatlarin fazlaligindan memnun olmustuk. 12 Ekim tarihinde Çitosan'a giderek gelismeler hakkinda bilgi verdik.

Bu tarihlerde meydana gelen enteresan gelismelerden birisi de Cengiz Israfil'in TKKOIB'deki baskan yardimciligi görevinden istifa etmesiydi. Petkim için yapilan kontrat müzakerelerinde Bülent Beyin yaninda sessiz sedasiz oturmus, tartismalara istirak etmemis, buna karsilik TKKOIB'ye yeni intisap eden Yilmaz Argüden ön plana çikmisti. Dr. Yilmaz Argüden TKKOIB'ye direkt Dünya Bankasindan geliyordu. Daha önce Rand Corporation'da doktora yapmis ve ayni zamanda çalismisti. Rand Corporation Amerika'da kurulu önemli arastirma müesseselerinden biridir. Bu müessesede çalismak için hakikaten iyi olmak gerekir. Dünya Bankasi'nin standartlarinin da yüksek oldugu bilindiginden Yilmaz Argüden'le tanismadan önce dahi çok kapasiteli ve iyi yetismis bir kisi olduguna inaniyorduk. Hakikaten Yilmaz Bey çok çaliskan, hizli düsünen, güven veren ve sözünü tutan bir kisilige sahiptir. Onun TKKOIB'ye katilmasiyla baskanlik büyük bir güç kazanmis, 1990 yili ortalarinda istifasiyla da yeri doldurulmayacak bir kayba ugramistir.

Biz, özellestirmeyle ilgilenenlere bir fikir verebilmek açisindan bazi endikatif fiyatlar bildiriyorduk. Bu sekilde ciddi taliplerin kendi bütçelerini realist bir biçimde düzenlemelerine ve almak istedikleri hisse orani konusunda saglikli bir yaklasimda bulunmalari için bir firsat tanimis oluyorduk.  Disariya göndermis oldugumuz tanitici brosürlere bir reaksiyon olmadi. Avrupa'nin çimento devlerinin hiç sesi çikmiyordu. Satisin yerli müsteriler arasinda olacagina kesin bir sekilde inaniyorduk. Tahminlerimize göre mevcut çimento fabrikalari kendilerine en yakin fabrikalara talip olacaklardi. Ilk verdikleri fiyatlarla satis yapilmayacak, rekabet kizistikça fiyatlar yükselecek, sonunda iyi ve tatmin edici bedellerle satis yapilacakti. Bazi tereddütlerimiz vardi. Görüstügümüz çimentocularin çogu kendi yatirim programlarini yeni tamamlamislar ve bu yatirimlari gerçeklestirmek için aldiklari kredileri daha geri ödememislerdi. Fabrikalari satin almak  için gerekli parayi bulmalari kolay olmayacakti. Para bulsalar bile, özellestirilecek fabrikalarinda gerekli yatirimlari yapmada gecikeceklerdi. Bes fabrikayi bir grup olarak yerli yatirimcilara satamayacagimizdan ve yatirimcilarin birlesip teklif vermeyeceklerinden de emindik. Birçim modeli dogmadan fiilen ölmüstü. Çalistiklari bölge dahilindeki fabrikalara talip olmalari nedeniyle monopol yaratmama prensibimizi korumamiz  zorlasacakti. Ama en az yirmi teklif bekliyorduk. Teklifler yapildiktan sonra bu kadar teklif arasindan stratejimize en uygun olanini bulur çikarirdik.

Son teklif verme günü olan 25 Kasim 1988 tarihinde hepimiz heyecanliydik. 26 Kasim günü sok geçirdik. Sayin Süleyman Yasar bize Çitosan'a sadece bes sirketin teklif verdigini bildirdi. Isin daha da tuhafi teklif veren sirketler arasinda devlerin olmayisiydi. Telefonda ögrendigimize göre teklif edilen fiyatlar son derece yetersizdi. Sanki bir felakete ugramistik. Yaptigimiz görüsmeler, verdigimiz ilanlar hiçbir ise yaramamisti. Ertesi gün Süleyman Yasar bize teklifleri getirdi. Teklifler tesislerin % 51'i için verilmis olmasina ragmen degerlendirmeler tüm hisse satislarini kapsayacak biçimde yapildigindan karsilastirmada kolaylik saglamak amaciyla teklif edilen fiyatlari % 100 için düzelterek asagida veriyorum. Ankara Çimento fabrikasina iki yerli bir yabanci firma talip olmustu. Bir yerli firma tüm tesis için 63 milyar TL, diger firma 16 milyar TL ve yabanci firma ise 13 milyon 725 bin dolar teklif ediyorlardi. % 10 indirgeme oraninin kullanimi ile bulunan deger ise 89 milyar TL'ydi. Afyon fabrikasinin iki talibi vardi; iki yerli firma. Yerli firmalardan biri, 39 milyar TL deger biçtigimiz tesise 9 milyar TL, digeri ise 30 milyar TL teklif ediyorlardi. 55 milyar TL veya 30 milyon 500 dolar deger biçilen Balikesir'e yabanci firma 12 milyon 745 bin dolar, bir yerli firma 15 milyar 500 milyon TL, bir diger yerli firma ise 19 milyar 600 milyon TL vermeye hazirlardi. 57 milyar TL degerindeki Pinarhisar'a bir sahis 800 milyona, bir yerli firma, 10 milyar 500 milyona, bir diger yerli firma ise 19 milyar 600 milyona taliplerdi. Emektar Söke ise çok sansliydi. Yabanci firma 7 milyon 843 bin dolar, yerli sanayici grubu 13 milyar 500 milyon, bir yerli firma  ise 10 milyar 500 milyon teklif etmislerdi. Söke'nin degeri ise 15 milyar 695 milyon veya 8 milyon 680 bin dolara esitti. Bu durumda Söke'ye % 14 indirgeme oraniyla bulunan degerden daha fazlasi teklif edilmis oluyordu. Bes fabrikanin degerlerinin toplami 256 milyar lira veya o günkü kurla 141 milyon dolarken her fabrika için yapilan en yüksek tekliflerin toplami 150 milyar veya yaklasik 83 milyon dolardi. Türkiye için normal indirgeme oraninin % 10 olmayacagini ve %10 ile hesaplanan degerin çok yüksek oldugunu biliyorduk. %16 indirgeme oraninda tesislerin degeri 190 milyar veya 105 milyon dolar, teklifler ise bu degerin %78'iydi. Kisaca durum fena degildi. Yabanci firma ünlü Fransiz çimentocu Societe Ciment Francais'ydi. SCF gibi bir yabanci devin tesislerle ilgilenmesi bizim moralimizi kuvvetlendirdi.

Teklif veren firmalarla ilk toplantimizi 20 Aralik tarihinde Ankara'da yaptik. Bu toplanti SCF grubu temsilcisi Marc des Granges ve Türk danismanlari Citibank Genel Müdür Yardimcisi Alev Göçmez ve Demet Tarhan'la yapildi. SCF çok yerinde bir kararla kendine bir bankayi danisman olarak atamisti. TKKOIB'yi Dr.Bülent Gültekin, Dr. Yilmaz Argüden, Süleyman Yasar, Müfit Bodur temsil ediyordu. TEB olarak toplantiya ben, Aygen Tat ve Gülen Eke istirak ediyorduk.

SCF, banka olarak bizim yabancimiz degildi. Eski yönetim kurulu baskanlari Bernard Laplace daha önce bankamizi ziyaret ederek bizden Çitosan hakkinda bilgi almis ve bize grubunu tanitmisti. SCF 1881 yilinda faaliyete geçmis bir çimento üreticisiydi. 1976 yilina kadar sadece Fransa'da çimento üretmis, 1976 yilinda ise Kuzey Amerika'da bir fabrika satin alarak uluslararasi bir sirket olmak yolunda ilk adimini atmisti. 1978 yilindan sonra agrera, hazir beton ve beton ürünleri üretimine de baslayarak faaliyet sahasini genisletmisti. Çitosan'in bes tesisi ile ilgili müzakereler devam etmekteyken, Yunanistan'da da bir tesis satin almaya çalistiklarini Marc des Granges'dan duymustuk.

SCF temsilcisi Marc des Granges sirketinin sadece çimento ve çimento mamulleri ürettigini, Türkiye'deki yatirimlara uzun vadeli baktiklarini, Söke hariç diger fabrikalarin ciddi yatirimlara ihtiyaç gösterdigini, bu nedenle tüm ortaklarin hemen sermaye artirimina karar vermeleri gerekecegini, incelemelerine göre Ankara fabrikasinin klinker kapasitesini artiracaklarini, Balikesir'in kapasitesini iki misline çikaracaklarini ve acil çevre koruma önlemleri alacaklarini anlatti. Söke, Ankara ve Balikesir'in ya üçünü birden alacaklarini veya özellesmeyle ilgilenmeyeceklerini ekledi. Bülent Gültekin ise TKKOIB'nin katiyetle bir sermaye artirimina istirak etmeyecegini söyledi. SCF'nin teklifinde belirttigi fiyatlar kabul edilemeyecek kadar düsüktü. Bu fiyatla satis yapildigi taktirde devlet mallari hakikaten kiymetlerinin altinda satilmis olurdu. Bunun üzerine Marc des Granges kendi el yazisi ile hazirlamis oldugu bir listeyi Bülent Beye takdim etti. Bu listede SCF'nin fabrikalarin tüm hisseleri için vermeyi kabul ettigi fiyatlar vardi. TKKOIB satmak istedigi hisse nispetine göre SCF ödemesini bulabilirdi. SCF Ankara, Söke ve Balikesir fabrikalarina 50 milyon dolar; Ankara, Balikesir, Söke ve Trakya fabrikalarina 70 milyon dolar; Balikesir, Söke ve Trakya fabrikalarina da 46 milyon dolar kiymet biçiyorlardi. Bu fabrikalarda en az 50 en fazla 70 milyon dolar ilave yatirima ihtiyaç duyuldugunu ve yakin bir gelecekte yeni hissedarlarin bu yatirimlari yapmak mecburiyetinde kalacaklarinin da altini çiziyorlardi. Fiyatlar, yapilacak yatirimlari düsününce pek fena degildi. Tabii Marc fabrikalari kötülemis, biz fabrikalarin eksikliklerinin minimal oldugunu iddia etmis ve Türk çimento pazarini övmüstük. Toplanti sonrasi aramizda yaptigimiz degerlendirmede, durumun, bizi çok endiselendiren bölgesel monopol olma olasiligini tamamen ortadan kaldirdigi için kabul edilebilir oldugunu itiraf ediyorduk. Ayrica SCF satisi oldugu taktirde teklif vermekten kaçinan Türk çimento sektörünün devlerine iyi bir cevap verilecekti.

Ayni gün ögleden sonra Izmirli sanayici grubu ile bir toplanti yaptik. Grup, Söke'nin kendilerine yönetim hakkini saglayacak çogunluk payina hatta tümüne sahip olmak istiyordu. Çimento bildikleri bir konu olmadigindan daha derinlemesine inceleme  yapmadan fiyatlarini artiramayacaklardi.

Bir baska Türk grubu, tüm fabrikalara çok düsük fiyatlarla talip olmustu. Bülent bey toplantinin basinda teklif etmis olduklari düsük fiyatlar nedeniyle bu grup ile sadece Söke fabrikasinin özellestirilmesini konusabileceklerini söyledi. Grup temsilcileri ise kendilerinin hissedar oldugu bir çimento fabrikasinin hisse senetlerinin borsa rayiç fiyatlarindan hareketle tekliflerinde belirttikleri fiyatlari hesapladiklarini söylediler. Bunun üzerine Bülent bey sakin bir üslupla çogunluk hisselerinin satisinda bu yöntemin kullanilamayacagini hatirlatti. Temsilciler kendilerini özel durumlari nedeniyle özellestirme islemleri için uygun bir kurulus olarak gördüklerini, çimento sanayini bildiklerini ve gruba yapilacak bir satisin düsük fiyat yüzünden tenkit edilmeyecegine emin olduklarini, hatta gerekirse SCF ile birlikte bu fabrikalari satin alacaklarini beyan ettiler.  Bülent Bey, grubun kendisi için diger alicilardan farkli olmadigini, Devlet malini ucuza satmaktansa satisi iptal etmeyi yegleyecegini söyleyerek grubun Söke için teklif ettigi fiyati artirmasini istedi. Hatta daha ileri giderek Söke için 8 milyon dolardan daha düsük bir fiyat kabul etmeyecegini de açikça ifade etti. Devletten kelepir mal alma imajini kirmaya kararli oldugunu sözlerine ekledi. Toplantinin sonunda grup yetkilileri özellikle Söke fabrikasi için fiyat tekliflerini gözden geçireceklerini söylediler. Bu toplantida Bülent beyin müzakerecilik yetenegine bir kere daha hayran oldum. Son derece kararli bir sekilde, müzakere edilecek konuyu çok iyi bilerek ve hiç heyecanlanip, kizmadan mesajini çok net bir sekilde karsi tarafa aktarabiliyordu. Bu yetenegini katildigi toplantilarda ve açik oturumlarda da gözledim. Çok yumusak ve insan seven bir görünüsün altinda isi oldurmak için belli ölçülerde taviz verebilecek, bir noktadan sonra hiç gerilemeyecek ve baskiya boyun egmeyecek bir kisilige sahipti.

Ertesi gün, ayin 21'inde, bir diger grup ile de toplanti yaptik.  Yönetim kurulu baskani bize Ankara fabrikasi ile ilgili bilgi verdi. Dediklerinde hakikat payi vardi. Fabrikanin mülkiyeti özel sektöre geçtigi taktirde fabrika, çevre problemleri nedeniyle Valilikçe kapatilabilirdi. Öte yandan bu grup iyi bir fiyat teklifi yapmisti. Baskan ödemeyi alti ay içinde yapabileceklerini belirterek TKKOIB'nin kendilerine teminat karsiliginda alti aylik bir kredi açmasini istedi. Bu alti aylik süre içersinde hem Almanya'da yasayan ortaklarini mobilize etmeyi düsündüklerini, hem de Heidelberg Cement, Dykerhof gibi bir Alman firmasinin ortakligini saglayacaklarini söyledi. Teklif edilen fiyatin iyi olmasina karsin grubun bu parayi hemen ödeyemeyecegi ortadaydi. Bu nedenle  Bülent Gültekin, grubun ödeme planini iyice belirgin bir hale getirmesini istedi ve ciddi bir teklif verildigi taktirde yeniden bir toplanti yapilacagini söyleyerek toplantiyi kapatti.

O tarihe kadar yapilan toplantilarda Çitosan fabrikalarina talip olanlarin tesislerinin yatirim ihtiyaçlarinin üzerinde durduklarini ve problemleri biraz da agirlastirarak anlattiklarini göz önünde tutarak müzakerelere istirak eden TKKOIB temsilcilerine Çitosan tarafindan bir brifing tertip edilmesini ve bu brifingde özellestirilecek tesislerle ilgili her türlü bilgilerin gruba aktarilmasini teklif ettim. Teklifin uygun bulunmasi üzerine 28 Aralik günü TKKOIB'nda Çitosan yetkilileri tarafindan bir brifing tertiplendi. Bu brifing'de Ahmet Uzun, son derece organize bir sekilde, tesislerle ilgili yatirim programlarini açikladi. 1976 yilinda Çitosan'a 18 yeni fabrika kurma görevi verilmisti. Aradan geçen süre zarfinda ancak yedi fabrika tamamlanabilmis ve yogun yatirim programlari nedeniyle idame yatirimlarina ve teknolojik yatirimlara ara vermek mecburiyetinde kalinmisti. Çitosan 1989 yilinda 18,5 milyarlik yatirim programlamisti. Pinarhisar, Ankara ve Balikesir'de prekalsinasyon yatirimlari; Söke ve Afyon'da ise toz filtreleri yatirimlari yapilacakti. Pinarhisar'in prekalsinasyon projesi için Mitsubishi firmasiyla ön anlasma yapilmis ve % 15 pesinat ödenmisti. Ankara için Alman Klockner Humbolt Deutz firmasiyla anlasma yapilmis, ancak kredi bulunamadigindan pesinat ödenmemisti. Fiilen proje durmustu. 1989 yilinin ocak ayi içersinde bu projeye devam edip etmeme karari verilecekti. Balikesir prekalsinasyon projesi için henüz DPT'den izin alinmamisti.

Ankara Fabrikasinin en büyük sorunu linyit kullaniminin Valilikçe yasaklanmis olmasindan kaynaklaniyordu. Valilige ve Bakanliga basvurular yapilmis, henüz cevap alinmamisti. Hammadde kaynaklari iyi durumda ve fabrika sahasina yakindi. Kömür degirmeni yatirimi tamamlanmisti, ancak klinker ögütmede ilave kapasiteye ihtiyaçlari vardi. O günün sartlarina göre prekalsinasyon için gerekli yatirim 13 milyon Alman marki ve 11 milyar TL olarak hesaplanmaktaydi. Tesis 1988 yilinda 1 milyar lira zarardaydi. Dis kredi taksitleri, diger fabrikalardan kendi maliyetinin üstünde klinker almasi, zararin ana sebeplerini teskil ediyordu. Tesiste 432 bin ton olan klinker üretimi prekalsinasyon yatirimindan sonra 732 bin tona yükselecek ve bu klinkerden 900 bin ton çimento üretilecekti. Yatirim sonunda gerek ulastigi kapasite büyüklügü gerekse pazar bakimindan, çok kârli bir fabrika olmaya namzetti. 1989 yilinda 3,4 milyar lira kâr etmesi beklenen tesis Çitosan'a borçlu bulunuyordu.

Pinarhisar'a 1988 yilinda 2 milyar yatirim yapilmisti. 1989 yilinda 9,3 milyar yatirim yapilmasi gerekiyordu. Prekalsinasyon yatiriminin tamamlanmasindan sonra bir firin iptal edilecekti. Toplam prekalsinasyon yatiriminin tutari 24,4 milyar TL'ye esitti. 314 bin ton klinker üreten tesis yatirim sonrasinda 522 bin ton klinker üretecek ve bu miktar klinkerden de 621 bin ton çimento yapilacakti. 1988 yilinda Pinarhisar'in isletme kâri 5,7 milyar TL olmustu ve 1989'da 12 milyar kâr bekleniyordu.

Balikesir fabrikasi etrafi dev fabrikalarla çevrili bir bölgede, pazar payini muhafaza etmeye çalisiyordu. Balikesir'in Istanbul piyasasini da besledigi göz önünde tutularak prekalsinasyon yatirim yapmasi akillica bir hareket olacakti. Prekalsinasyon yatiriminin 27,4 milyar lira olacagi düsünülüyordu. Prekalsinasyon yatirimi sonrasinda 390 bin ton klinker üretimi 613 bin tona, 436 bin ton olan çimento üretimi ise 766 bin tona yükselecekti. Toz filtresi yatirimi 1985 yilinda baslamis ve halen devam etmekteydi. Ayrica çimento degirmenlerinde de kapasite artirimini saglayacak bazi yatirimlari vardi. Bu tesis kömür havzalarina çok yakin olmanin avantajini son derece iyi kullaniyor ve tüm sektörde en düsük maliyetle üretim yapan fabrika olma özelligini halen koruyordu. 1989 yilinda 9,8 milyar lira kâr bekleniyordu.

Afyon fabrikasinda devam eden yatirim toz filtreleriyle ilgiliydi. Yatirimin tümü 5,8 milyar liraya balig olacakti. 1989 yili içinde 5,3 milyar kâr bekleniyordu.

Söke'de fiziki olarak prekalsinasyon yatirimi yapilmasina imkan yoktu. Yeni çimento fabrikalarinin kurulmasinin yasaklandigi, yakin çevresinde yogun turizm yatirimlarinin yapildigi bir bölgede bulunmanin avantajlarindan istifade ediyordu. Amortismanlari da çok düsük oldugundan daha uzun yillar çok kârli bir biçimde çalisabilirdi.

Çitosan dört fabrikaya 18,4 milyar borçlu, Ankara'dan ise 5,3 milyar alacakliydi. Fabrikalara, genellikle kamu sektörü 2,9 milyar borçluydu. Tüm fabrikalarin üretim maliyetlerini verdikten sonra Sayin Ahmet Uzun önümüzdeki yillarda çimento tüketimin 25 milyon tondan 34 milyon tona çikacagini, Türkiye'de mevcut tesislerin en fazla 35 milyon ton üretebilecegini söyleyerek brifingini bitirdi. Bu brifing hepimiz için çok yararli olmustu.  Brifing sonrasinda ise müzakerelere istirak edenler, fabrikalarla ilgili olarak müzakerelerde kullanabilecegi birçok kiymetli bilgiye sahip oldu. Fabrikalarin tümünün problemlerini, acil yatirim ihtiyaçlarini ve ilerki yillara ait kâr tahminlerini ögrendiler.

Bu brifingden çikar çikmaz bir çimento fabrikasinin temsilcileriyle toplantiya girdik. Özellestirmeye yaklasimlari son derece realistti. Afyon fabrikasina biçilen degerin % 77'sini teklif etmislerdi. Bir problem vardi, bu meblagin % 25'ini pesin geri kalanini bes yilda ödemek istiyorlardi. Teklif ettikleri faiz orani ise % 45'ti. Afyon fabrikasina yapacaklari yatirimi bile planlamislardi. Özellestirmeden iki yil sonra bir firina prekalsinasyon ilave edeceklerdi. Yapilan görüsmelerden sonra durumun tekrar gözden geçirilmesine karar verildi ve toplanti son buldu.

Ayni gün içinde baska bir çimento fabrikasinin genel müdürü  ve yatirimlar sorumlusu ile bir toplanti daha yaptik. Bu fabrika Balikesir ve Pinarhisar çimento fabrikalari için çok düsük fiyat teklifleri yapmisti. Ayrica fabrikanin büyük bir yatirimi bitirmek için mali kaynaklarini sonuna kadar kullandigini da  biliyorduk. Genel Müdür yatirim programlari hakkindaki düsüncelerini anlatarak söze basladi. Japon teknolojisinin Pinarhisar'a adapte edilmesinde bazi problemlerle karsilasilacagindan korkuyordu. Pinarhisar'in prekalsinasyon öncesi dahi sekiz, on milyarlik yatirima ihtiyaci oldugunu iddia etti. 10-15 yil sonrasinda çimento sanayinin büyük bir sikintiya düsecegini belirterek  mümkün oldugu kadar çabuk yatirim yaparak iki fabrikanin kapasitelerinin artirilmasinin bu durumda ne kadar önemli olduguna dikkatimizi çekti. Fabrikalara yüksek bir deger ödeyen sirketlerin yatirimlari yapmak için taze paralari kalmayacagindan gerekli yatirimlarin çok geç gerçeklesebilecegini, kendi fabrikasinin ise düsük bir fiyatla tesislere talip olmasina ragmen hemen yatirimlara baslayabilecegini söyledi. Özellestirme için ilginç bir teklifte bulundu. Her üç tesisin birlestirilebilecegini ve bir hisse alis verisiyle bölgede güçlü bir çimento sirketi dogabilecegini iddia etti. Genel Müdür, Bülent Beye bir fax çekerek birlesme tekliflerine resmiyet kazandiracaklarini da bildirdi.

Bu toplantiyla tüm fabrikalarin talipleriyle görüsmelerimizi bitirmis oluyorduk. Araya giren yilbasi bir müddet isleri geciktirdiyse de Bülent Beyin baskilariyla özellestirme süreci hizla devam ediyordu. Telefonla her talibi arayarak Ocak ayinin ikinci haftasi için randevular verdik, sorularini mümkün oldugunca cevaplandirdik, veya cevaplandiramadigimiz sorulari Çitosan'a tevcih ettik. Ayin dokuzuna kadar son derece yogun görüsmeler yaptik. Marc des Granges ve Alev Göçmez, 3 Ocak'tan baslayarak her gün, TKKOIB'yle görüsme günü tespit etmemizi istiyorlardi. Ankara müsait olmadigindan ayin 10'una kadar randevu alamadik. Bu arada ayin 9'unda bir grup bizi telefonla arayarak Söke için fiyatini 14 milyar 750 milyon liraya yükseltti. Devredilecek hisse miktarinin % 60 dolaylarinda olmasini istediklerini, halka açilmanin iki, üç yil sonra olmasini tercih edeceklerini, geri kalan hisselerin blok olarak baskasina satilmasini kabul etmeyeceklerini, hemen genel kurul toplantisi yapilmasi gerekecegini belirterek gerekirse Bülent Bey'le bir toplanti tertiplenmesini rica etti. Bu arada Alev Göçmez'le sik sik telefonda konusuyor ve SCF'nin Söke fabrikasi ile olan ilgisinin ciddiyetini arastiriyorduk. SCF'nin Söke'den vazgeçmek istemedigini ögrendik.

Ayin 9'unda SCF'cilerle bir görüsme daha yaptik. Bizimle toplantiya gelmeden önce Devlet yetkililerinin özellestirme hakkindaki görüslerini almak amaciyla Sayin Günes Taner ile görüsme yapmislar ve özellestirmenin hükümet politikasi oldugunu teyit ettirmislerdi. Afyon ve Söke'nin durumlari hakkinda bilgi verdik, halka açilma durumlarini görüstük. SCF, halka açilma islemlerinin basarisizlikla neticelenmesi halinde ne olacagini bilmek istiyordu. Borsanin toparlanamamasi, halkin satisa çikan senetlere ragbet etmemesi gibi nedenlerle halka arz gerçeklesmeyebilirdi. SCF, böyle bir durumda kendini emniyete almak, gerekirse halkla açilma için taninan süreyi uzatmak istiyordu. Toplantida da SCF'nin özellestirme isine ciddi yaklastigini iyicene hissettik ve ertesi gün Ankara'da yapilacak görüsmede fabrikalardan hiç degilse bir kismini istedigimiz sartlarla SCF'ye satabilecegimize inanmaya basladik.  Son verdikleri fiyat iyi bir fiyatti. Ankara ve Afyon fabrikalarina talip olanlar ödeme sartlarini iyilestirdikleri taktirde bölgesel monopol yaratma pahasina bu fabrikalari satabilecektik. Diger iki grubun pesin para ödemesi yapacak güçte olmadiklarini biliyorduk. Gruplarin sahip oldugu iki fabrika becerikli isadamlarinin elindeydi. Özellestirilecek fabrikalari en iyi biçimde yöneteceklerinden bir süphemiz yoktu. Ama yüksek enflasyonlu bir ortamda uzun vadeli satislar yapmanin riskleri açikti. SCF pesin para önerir, orta vadede bir takim yatirimlar yapma sözünü tutar ve halka açilmayi TKKOIB'yi tatmin edecek bir biçimde kabul ederse son derece basarili bir özellestirme gerçeklesebilecek ve Devlet bir anda 80 milyarin üstünde bir yatirim yükünden kurtulacakti. 

10 Ocak toplantisinda ilk sözü Alev Göçmez aldi. Söke'nin kendileri için iyi bir tesis olarak kabul edildigini, bu fabrikanin kolayca halka açilabilecegini, çogunluk hisselerinin SCF'ye verilmesi halinde hemen halka açilma isleminin gerçeklesebilecegini söyledi. Eger gerekiyorsa bir Türk firmasiyla da ortaklasa çogunluk hisselerini alabileceklerini ilave etti. SCF'ye göre Söke'nin vakit geçirmeden özellestirilmesi halkta diger fabrikalara karsi bir talep uyanmasina neden olacakti.

Bülent Bey yabanci sirketlere hiçbir ayricalik tanimayacaklarini söyleyerek konusmasina basladi. Söke için çok enteresan bir teklif aldiklarini, bu teklifi yapan sirketin SCF'yi ortak olarak kabul edip, etmeyeceginin bilinmedigini söyledi. Teklif verme süresini kisa tutarak bir yanlis yapildiginin farkinda oldugunu, dünyanin önemli çimentocularinin hepsiyle temasa geçilmedigini, SCF'nin isi uzatmasi, istenilen fiyati vermekte cimri davranmasi durumunda satisi iptal edecegini, bunun da SCF aleyhine olacagini, su anda bakanla bile direkt görüsmeler yapabilecek kadar avantajli durumda olduklarini, yerlerinde olsa geri kalan dört fabrikayi da satin almak isteyecegini ilave etti.

Marc Des Granges hemen Afyon'un dezavantajlarini siralamakla ise basladi. Yalniz, bu sefer görüsmelere istirak edenler Çitosan brifingine katilmis olduklarindan Marc'in sözlerine pek kulak asmadilar ve bunu da belli ettiler. Marc'a göre tesisin yerinin birkaç sene içinde degistirilmesi icap ediyordu. Böyle bir mesuliyeti SCF yüklenemezdi. Ancak, çok israr edilirse küçük bir pay satin alinabilirdi. Ama hisselerin geri kalani kime satilacakti?

Bu sualin cevabini Bülent Bey verdi ve Çitosan'in SCF'nin satin almadigi hisseleri muhafaza edecegini söyledi.

Afyon meselesi böylece bir karara baglandi. Marc des Granges'dan Bülent Bey çok kolaylikla bir taviz koparmisti. Marc taviz vermisti ama lafi hemen Söke'ye getirdi. Verdigi tavize karsilik Söke için bir karsi taviz istiyordu. Marc'a göre ilerde muhakkak sirket sermayelerinin arttirilmasi gerekecekti. Fabrikalar tek tek satildigi taktirde bu sirketlerin rahatlikla sermaye arttirmalari beklenemezdi. Oysa SCF her türlü sermaye arttirimini rahatlikla karsilayacak güce sahipti. Ideal özellestirme müsterisiydi. Halka açilma sartini da kabul ediyorlardi. Bu konuda bazi sualleri vardi. Halka açilma ne zaman yapilacakti ve SCF'nin bu islemden zarar etmemesi nasil saglanacakti? Sirketlere gerekli sermaye artirimlarinin yapilmasinda nasil bir yol izlenecekti? Marc sermaye artirimlarina TKKOIB'nin da istirak etmesini istediklerini söyledi.

Bülent Bey halka açilmanin, sirketlerin kâr durumlarini daha da iyilestirip, yatirimlarini tamamlayip, kapasitelerini artirdiklari, yani SCF'nin sirketleri devralmasinin neticelerinin iyice belirginlesmesinden sonra olabilecegini, zaten Ankara fabrikasinin bir takim sorunlari haricinde, geri kalan fabrikalarin kârli ve iyi fabrikalar oldugunu, halka açilmadan önce SCF tarafindan tüm yatirimlarin tamamlanmasi gerektigini belirterek islemlerden zarar edilmeyecek bir ortam bulundugu anda halka arzin gerçeklesebilecegini anlatti. SCF'nin halka açilmada bir kâr beklememesi gerektiginin altini çizdi. Söke için çok iyi bir teklif oldugunu da yineleyerek, halka açilmadan önce makul bir süreninde kendilerine verilecegini de bildiren Bülent Bey sabahki toplantiyi kapatti.

Toplantiya ara verilmesinin esas nedeni, Marc des Granges'in müzakereler sirasinda artik kendine taninmis olan yetki sinirina geldigini hissetmesiydi. Acele Paris'le temasa geçerek müzakereler hakkinda bilgi vermek, Paris'ten yeni direktifler almak istiyordu.

Ögleden sonra masaya oturdugumuzda herkes de gergin bir bekleyis vardi. Iki taraf anlasmak için bazi ödünler vermeye hazirdi. Yine bir takim manevralar yapilacak, her iki taraf da kendine yeni avantajlar kazanmaya çalisacak ve büyük bir aksilik çikmadigi taktirde bir anlasmaya varilacakti.

Bizim esas arzumuz, SCF'nin fiyati yükseltmesi ve Söke'den vazgeçmesiydi. Marc'in yaptigi uzun telefon görüsmelerinin sonunda fiyat konusunda Paris'ten yeni yetkiler aldigini tahmin ediyorduk. SCF müzakere ekibinde belli bir rahatlama vardi ve bunu hissedebiliyorduk.

Marc vakit geçirmeden Paris ile görüstügünü ve Paris'in Söke'den vazgeçmek istemedigini bildirdi. Ancak fiyatlarda bir revizyona gidebilecegini, Söke'nin %25'ine razi olabileceklerini, Afyon'a ortak olmayi Fransa'nin kabul ettigini, ancak Afyon'un yönetiminde söz sahibi olmak istediklerini, bu nedenle yönetim kurulunda çogunluk saglayacak hisse orani istediklerini, Söke'ye 10 milyon dolar, Afyon'a ise 15 milyon dolar kiymet biçtiklerini anlatarak Ankara, Balikesir, Pinarhisar'in tamamina, Afyon'un %51'ine 85 milyon dolar teklif etti. Söke'nin belirli bir hissesinin SCF'ye satilmasi halinde yönetimi devralmakta israrli olmayacaklarini, Afyon'da Çitosan'la ortak olmalarindan dolayi Çitosan'a teknik bilgi vereceklerini ve uyumlu, Çitosan'a yararli bir ortak olacaklarini ,tesislerin yatirim ihtiyaçlarinin  SCF tarafindan makul bir sürede tamamlanacagini ve bu yatirimlarin yaklasik 70-80 milyon dolar arasinda bir yekun tutacagini, alis fiyatlarinin degerlendirilmesinde yapilacak yatirimlar için gerekli harcamalarin da dikkate alinmasi gerektigini, bu hesap yapildiginda SCF'nin nispeten kisa bir süre içinde  150 milyon dolar getirmesi gerekecegini ilave etti. Böylece ilk görüsmelerden beri konusulan yatirim ihtiyaçlari ve bu ihtiyaçlarin karsilanma sekli resmen tekliflerinin bir parçasi oluyordu.

Fiyatlar fena degildi. Ancak bes fabrika için yine de yeterli görülmüyordu. Karsi teklif olarak Bülent Bey Ankara, Balikesir ve Pinarhisar'in tamami, Afyon ve Söke'nin %51'i için 110 milyon dolar istedi. Bir sarti vardi; Söke'nin geri kalan hisseleri hemen halka arz edilecekti.

Marc, bu yeni fiyat teklifine cevap vermeden önce Türk vergi kanunlari ile ilgili bir konuyu ortaya getirdi. Bütün tesislerin amortismanlari hemen hemen bitmis durumdaydi ve defter degerleri çok düsüktü. SCF satisin gerçeklesmesi halinde defter degerinin çok üstünde para ödeyecek, ancak bu bedelin amortismanindan istifade edemeyecekti. Bu durumu düzeltmenin bir yolu var miydi? Bu suali Süleyman Yasar cevaplandirdi ve Maliyenin konu ile ilgili ayricalik taniyan bir çözümü kabul etmeyecegini söyledi. Konu uzun uzun tartisildiktan sonra Marc nihayet fiyat problemine geri döndü ve Türkiye için SCF'nin kabul ettigi limitin 85 milyon dolar oldugunu, Yönetim Kurulu baskani ile uzun konusmalardan sonra bunun üstüne çikmamaya karar verdiklerini söyledi. Ayni mevzuda tekrar Baskana gidemeyecegini ilave etti.

Müzakereler bir anda tikanmisti. Hisseleri ne olursa olsun Bülent Bey'in bes fabrikayi 85 milyon dolara satmaya niyeti yoktu. Gayet hizli bir biçimde hesaplarini yapti ve Söke için 10 milyon dolarin makul bir fiyat oldugunu; Ankara, Balikesir ve Pinarhisar'i 85 milyon dolara satabilecegini, Söke için de ilave bir 10 milyon dolar ödemeleri halinde 95 milyon dolara bu isin bitecegini kararli bir sekilde anlatti.

Hepimiz merakla Marc'a ve ekibine bakiyorduk. Bu konusmadan sonra Marc ve ekibi nazik bir sekilde onlara zaman ayirdigimiz için bize tesekkür edip masadan kalkip gidebilirlerdi. O zaman masa basinda geçen yüksek gerilimli saatler bosa gidecekti. Bülent Bey Marc'a tekrar Paris'i aramasi için bizim toplanti salonunu bosaltmamizi istedi ve TKKOIB ekibini kendi odasina aldi. Toplanti salonundaki telefonlarin hemen çalismaya basladigini Bülent Beyin odasindaki telefonun isiklarindan anliyorduk. Isik ne kadar uzun yanarsa, Paris teklifimizi tek kalemde reddetmiyor ve yeni bir teklif olusturmaya çalisiyor demekti. Kisa bir telefon konusmasi müzakerelere devam edilmeme ihtimalini veya Marc'in henüz Paris'ten aldigi yetkiyi tam olarak kullanmadiginin bir isareti olabilirdi. Marc kisa bir telefon konusmasindan sonra müzakerelere devam ederse tüm fiyat yetkisini kullanmadi demekti ve bu taktirde fabrikalar ucuza gidiyor diye cidden endiselenmeye, fiyatlari daha yükseltmek için çareler aramaya baslayabilirdik. Aramizda en telassizlar Bülent Bey ve Yilmaz Argüden'di. Bülent Bey sakin sakin masasindaki birikmis isleri tamamliyordu. Telefonun isigi yanmaya devam ediyordu. Telefon konusmasi uzun süre devam etti. Bir müddet kendi aralarinda da konustuktan sonra tekrar masanin etrafinda toplandik. Marc fiyati 90 milyon dolara çikardi. Fiyata Söke'nin %51'i dahildi. 85 milyona ilave olarak teklif ettigi 5 milyon için bir yillik vade taninmasini istiyordu. Teklifi çogumuz olumlu bulduk. Teklifi, 5 milyonun da hemen ödenmesini isteyerek kabul edebilirdik ve bu sarti Marc'da onaylardi. Bu taktirde Afyon özellesemeyecekti. Müzakereler sinirlerimizi yiprattigindan pek kimsenin Afyon'u düsünecek hali kalmamisti. Hepimiz el sikismaya hazirlanmaya baslarken Bülent Bey 110 milyon olarak mukabil teklifini yapti. Bu fiyata Söke'nin % 100'ü ve Afyon'un %51'i dahildi. Marc uzun bir çabadan sonra Söke'nin tamamini alabilmekten vazgeçmisti. Bülent Bey bir kalemde bu imkani tekrar yaratmis ancak fiyati artirmisti.

Toplantinin bundan sonrasi tam bir pantomimdi. Taskinlik belirtileri, kizginlik ve bezginlik emareleri, is burada bitti diyerek evraklarini toplayanlar, her kafadan çikan sesler.   Yilmaz Argüden bir teklif yapti. Söke'nin tümünü almak için 5 milyon dolar ilave ödeme gerekiyordu. SCF'nin Afyon'un yarisina biçtigi fiyat 7,5 milyon dolardi. Bunlar göz önüne alininca SCF'nin ödemesi gereken tutar 102,5 milyon dolar tutuyordu. 102,5 milyon dolarla 110 milyon dolarin arasi 105 milyon dolar olarak hesaplanir, TKKOIB de SCF'yi fazla zorlamamak için bu yil 90 milyon dolar, bir yil sonra da 15 milyon dolar almayi kabul edebilirdi. Bu miktara önümüzdeki yillarda SCF tarafindan tesislere yapilacak yatirim harcamalari ilave edilecekti.

Bu ara teklif üzerine Marc tekrar telefon etmek için izin istedi. Yapilan telefon konusmasindan sonra yüzü gülerek masaya oturdu ve teklifimizi kabul ettigini söyledi. Bu sekilde önemli bir özellestirme projesi son bulmus oluyordu. Bülent ve Yilmaz Beyler fiyati iyi bir seviyeye yükselterek satisi basarili bir biçimde gerçeklestiriyorlardi.

Toplantinin sonunda, Bülent Bey, beni ve Aygen Tat'i odasina davet ederek bizi çok üzen bir açiklama yapti. Kisa bir süre sonra Amerika'ya, esas görevi olan üniversitesine geri dönecekti. Baskanligi Ökkes Özuygur devralacak, Yilmaz Argüden özellestirmeden sorumlu baskan yardimcisi olarak özellestirme islemleriyle ilgilenecekti. Bülent Bey, bu sekilde, olusmasina çok emegi geçtigi bir özellestirmeyi tamamlamadan kürsüsüne dönüyordu.  Çok kisa bir sürede TKKOIB iki yildizini, Cengiz Beyi ve Bülent Beyi, birbiri arkasindan kaybediyordu.

Toplantiyi takip eden günlerde satisla ilgilenen herkesi arayarak durumdan haberdar ettik. Fiyatlarin üstüne çikma imkanini sagladik. Ancak hiçbir sirket bu fiyatlarin üstüne çikabilecek yeni bir teklifte bulunmadi. Çitosan'in SCF'ye satilmasi kabul edildikten sonra aylar ayi yorucu ve çesitli toplantilar yapildi. Nihai satis anlasmasi 8 Eylül 1989 tarihinde Ankara'da Sayin Günes Taner ve SCF Yönetim Kurulu Baskani Pierre Conso tarafindan imzalandi. SCF dört fabrikanin tamamini, bir fabrikanin %51'ini 105 milyon dolara satin aliyor, önümüzdeki bes yil içersinde tesislere 65 milyon dolar yatirim yapmayi ve elindeki hisselerin %49'unu bes yil içinde halka açmayi kabul ediyordu. Bu sekilde bir özellestirme projesi daha son bulmus oluyordu.

Petkim Özellestirme Çalismalari


© Dundar Aytar, dundaraytar@yahoo.com