Make your own free website on Tripod.com

Yeniden Yapilanma Çalismalari ve Sektör Etütleri

Her sey 1984 yilinda Dünya Bankasi'nin Türkiye Sinai Kalkinma Bankasindan Türkiye'deki gübre fabrikalarina verilecek olan yeniden yapilastirma kredilerine aracilik etmesini istemesiyle basladi. Dünya Bankasi uzmanlari yaptiklari tetkiklerde gübre sanayiinin durumunu olumlu bulmamislar ve bu fabrikalari adam etmek amaciyla önemli bir kaynagi modernlesme yatirimlarina tahsis etmeyi düsünmüslerdi. Özel sektöre ait gübre fabrikalarinin projelerinin tetkiki ve bunlara kredi tahsisi Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi tarafindan yapilacakti. O senelerde Dünya Bankasinda moda olan görüs gelismekte olan ülkelerdeki bu tip projelerin hazirlanmasinda ve tatbikatina gelismis ülke danismanlarina görev vermek ve yerli mühendislerin hatalarina bu sekilde mani olarak ortaya dört dörtlük eserler çikarmakti.

Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi gübre kredisi nedeniyle özel sektörün fabrikalarini yakindan tanimaya firsat bulup, kredi taleplerini cevaplandirmaya basladigi siralarda DPT üç sektörde derinlemesine arastirmalar yaptirmaya karar vermis ve bu nedenle yabanci firmalardan teklifler istemeye baslamisti. Çalismalarin bir bölümü özellestirme olanaklarinin incelenmesi ve bu konuda somut öneriler getirilmesiyle ilgiliydi. Özellestirme terimi böylece ilk defa gündeme gelmis oluyordu. Derinlemesine arastirilacak olan sektörler gübre, tekstil ve çimento sektörleriydi.

Sonradan ögrendigimize göre Gübre için hazirlanan is tarifinde danismanlarin incelemesi istenilen konular sunlardi:

1. Türk tariminin gübre ihtiyaci göz önünde tutularak gübre    sanayinin, ihtiyaca cevap verecek ve uluslararasi piyasalarda rekabet edecek biçimde, yeniden yapilanmasi; yeni kurulacak tesislerin adet, tip, üretim kapasiteleri ve cografik konumlarinin belirlenmesi,

2. Yabanci kuruluslarla ortaklik tesis etmenin saglayacagi faydalar,

3. Sosyal nedenlerle, ekonomik çalisamamalari yüzünden, zarar etmelerine ragmen kapatilmalarina imkan olmayan fabrikalarin ek finansman ihtiyaçlari ve bu finansmanin en iyi ne sekilde saglanacagi,

4. Yurt içi gübre dagitimi için yeni öneriler getirilmesi,

5. Gübre fiyatlandirilmasinda kullanilacak ticaret esaslari, gübre fiyatlari araciligi ile tarim sektörüne saglanacak devlet destegi ve bu destegin finansmani hakkinda görüsler,

6. Özellestirme öncesi Igsas ve Tügsas'in yönetim, üretim ve mali bölümlerinin re organizasyonu önerileri,

7. Igsas ve Tügsas'in mal varliklarinin degerlendirilerek hemen özellesebilecek, yeniden yapilasmadan sonra özellesebilecek ve özellesmesi güç tesisler olarak  siniflandirilmalari,

8. Özellestirilmesi teklif edilen mal varliklarinin degeri,

9. Özellestirmede kullanilacak metodolojinin tespiti,

10. Özellestirme islemleri ile ilgilenebilecek yerli ve yabanci yatirimcilarin listesi,

11. Özellestirme için en uygun zamanlama.

Gübre is tarifinden yola çikarak diger sektörlerde de DPT'nin, danismanlardan benzer hizmetler bekledigini tahmin etmek yaniltici olamayacaktir.

Bu çalismalar Dünya Bankasi fonlarindan finanse edilecegi için DPT açtigi ihalelere davet mektuplarini yabanci firmalara gönderiyor, ancak bu firmalarin çalismalarinda yerli Türk firmalariyla is birligi yapmalarini da öneriyor, hatta, sart kosuyordu. Davet mektuplari sadece yabanci danismanlik firmalarina gönderildigi için yerli firmalarin konudan pek haberleri yoktu.

Günün birinde Amerikan Morgan Guaranty Trust Bankasi Türkiye Sanayi Kalkinma Bankasi'na gübre sektörü arastirmasinda isbirligi teklif edince, is birligini gerçeklestirmek için, var gücümüzle çalismaya basladik. Bu davetten takriben birkaç ay önce artik bankamizin çogunluk hisselerine sahip oldugu bir anonim sirket seklinde organize edilmis olan Tekstil Danismanlik Servisi'ne de Boston Consulting Group bas vurarak Tekstil Sektör arastirmasinda birlikte hareket etmeyi önerdi. Ülkemizin o tarihte tek tekstil danismanlik firmasi olan TDS'yle Türkiye'nin en iyi arastirma kuruluslarindan biri olan, kiymetli bir uzman kadrosuna sahip ve uluslararasi kalkinma bankaciginda önde gelen bir kurulusa bu sekilde is birligi teklifleri gelmesi muhakkak Dünya Bankasi veya DPT'nin yönlendirmesiyle mümkün olabilmisti. Yoksa Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi, her zaman sessiz kalmayi yegleyen, muvaffakiyetlerini halkla iliskiler malzemesi olarak kullanmaya tenezzül etmeyen, kendi yaptigi arastirmalara bile tam olarak sahip çikamayan bir sirket kültürüne sahiptir.
 
Gerek Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi gerekse TDS isbirligi tekliflerine verdikleri olumlu cevaplarin dogal geregi olarak hummali çalismalar sonunda müstakbel ortaklarina bu projelerde alabilecekleri görevleri tespit ederek bildirmisler ve beklemeye baslamislardi. Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi olarak Gübre Arastirmasi'nin bize verileceginden çok emindik. Morgan Guaranty bankacilikta çok iyi bir isme sahipti ve biz Türk Gübre Sektörünü, teknik konularda dahil olmak üzere, çok iyi biliyorduk. Ayni sansi Boston Consulting-TDS ekibine veremiyorduk. Nedeniyse Boston Consulting'in bir tekstil danismanlik firmasi olamamasindan kaynaklaniyordu. Ihalelerin neticeleri açiklandiginda banka mensuplarini sasirtan bir sonuçla karsilastik. Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi ve Morgan Guaranty gübre etüdü için verdigimiz müsterek teklifte basarisiz olmus, öte yandan TDS, Boston Consulting'le birlikte Türk Tekstil Sektörünü incelemekle görevlendirilmisti.

Gübre Sektörü çalismasini Amerika Birlesik Devletlerinin en ünlü danismanlik firmalarindan biri olan Arthur D. Little, merkezi Ankara'da bulunan ve sermayesinin önemli bir bölümü devlete ait olan TÜMAS'la birlikte yapacakti. Arthur D. Little 1980'li yillarda Türkiye'ye özel bir ilgi göstermeye basladi. Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi'nin Dünya Bankasinin destegiyle baslatacagi Tekstil Disi Danismanlik projesinde Banka ile birlikte çalisabilmek için çok ugrastilar. Hiçbir ücret almadan  danismanlik projemizin esaslarini hazirladilar. Bu esaslara uygun bir biçimde Dünya Bankasiyla ihracat projesini müzakere ettik ve bes yili askin bir süre bu programi uyguladik.

Gübre raporunu görmedim ve muhtevasi hakkinda da bir fikir sahibi degilim.  Bu raporun önerilerinden bazilarinin Hükümetçe benimsendigini tahmin ediyorum. Bir müddet sonra Türkiye dahilinde gübre dagitim ve satis  islemlerine yenilikler getirildi. Gübre fiyatlarindaki direkt destekleme kaldirildi, yerine baska destekleme mekanizmalari kondu.

Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi, DPT'ye, bir yabanci bankayla yaptigi ilk teklifinde basarisiz oldu. Ancak bu olay bizlere yepyeni bir imkan yaratti. DPT mensuplariyla tanistik, yabanci bankalarin aktif danismanlik yaptiklarini gördük ve yabanci bankalar da o akil almaz bilgi toplama yöntemleriyle bizim bu gibi islerde güvenilebilir bir ortak oldugumuzu ögrendiler ve listelerine aldilar.

DPT'de yapilan uzun ve zaman alan fiyat müzakerelerinden ve çesitli bürokratik islemlerin tamamlanmasindan sonra Boston Consulting ve TDS çalismalarina basladilar. Çalismalarin baslamasiyla birlikte DPT Tekstil Sanayiinde tecrübeli kisilerden bir danisma kurulu organize etti. Bu kurulda DPT proje koordinatörü Sn. Ihsan Kavsat baskanliginda, ikisi Müstesarlik grubundan üçü ise tekstille ilgili bölümlerden bes DPT uzmani, Dünya Bankasinin uzmanlari ve  müsavirleri, önemli tekstil fabrikalarinin genel müdürleri, holding koordinatörleri, Istanbul Sanayi Odasini temsilen Sn. Mehmet Suhubi bulunuyordu. Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi'ni danisma grubunda Müsavirlik hizmetleri müdürü olarak ben ve Genel Müdür Yardimcimiz Aykut Usman temsil ediyorduk. Danisma grubu takriben her iki ayda bir Boston Consulting ve TDS'nin o güne kadar projeyle ilgili olarak yaptigi isleri anlatan takdim toplantilarina katiliyor, daha sonra da kendi aralarinda toplanarak o güne kadar tamamlanan çalismalarla ilgili görüslerini tespit ederek DPT'ye sunuyordu. Bu görüslere göre de çalismalara DPT'ce yön veriliyordu. BCG'nin takdim toplantilarini o zamanki müstesar yardimcisi Sn.Ertan Yülek, müstesarlik arastirma grubu baskani rahmetli Dr. Dogan Yörükhan ile o zamanki Sümerbank Genel Müdürü  Sn. Remzi Yücebas hiç kaçirmadilar. Danisma grubu, çok mesgul kimselerden olusmasina ragmen toplantilarini daima büyük bir ciddiyetle yapmis, toplantilara gelemeyenlerin sayisi çok kisitli kalmis ve projeye çok olumlu katkilari olmustur. Proje Koordinatörü Sayin Ihsan Kavsat'in çaliskanligi, danisma grubunun dinamikligi, üst düzey kamu yetkililerinin ilgileri ve BCG-TDS ekiplerinin iyi niyetli çalismalari sayesinde BCG-TDS çalismasi belki ülkemizde yapilan en iyi çalismadir.

Yüksek Makine Mühendisi Ihsan Kavsat uzun yillar özel sektörde mühendis ve yönetici olarak çalistiktan sonra DPT'ye intisap etmistir. DPT'de çalismalarina baslayana kadar Türkiye disindaki dünyayla hiç ilgilendigini sanmiyorum. Göreve basladiktan hemen sonra ise ilk önce Dünya Bankasi'nin her türlü ekonomik problemleri bes dakikada çözeceklerini zanneden gururlu uzmanlari ve dünyanin sayili danismanlik firmalarinin temsilcileriyle ugrasmak zorunda kaldi. Bu adamlarla ugrasmak zordur. Hele Ingilizce'yi çok iyi konusamiyorsaniz probleminiz daha da artar. Karsinizdaki uzmanin dogum yerine göre nefis  Hint aksani, bir Fransiz aksani, bir Fin aksani veya Ispanyol aksani vardir. Ingilizce yi bilmenin yaninda çesitli aksanlara da asinalik iyi iletisim kurmak için gereklidir. Danismanlik firmalarinin temsilcileri daha da zordur. Onlar da size hiçbir sey bilmediginizi, bilseniz dahi danismanlar kadar bu bilgiyi kullanamayacaginizi, sizin varacaginiz neticelerin yanlis, kendilerininkinin ise dogru olacagini bikmadan, usanmadan, israrla size hissettirmeye çalisirlar. Kendilerine olan güvenleri sonsuzdur. Firmalari hakkinda çok süslü dokümanlar getirirler. Dogru, yanlis, size gelmeden evvel Hükümetin önde gelen yetkilileriyle görüsmüs ve onlardan büyük kabul görmüslerdir. Kiminle görüsmüslerse ondan ilk adiyla bahsederler. Üst kademeden isin kendilerine verilecegine dair söz aldiklarini, sizi formalite olarak ziyaret ettiklerini ihsas ederler. Ayrica Dünya Bankasiyla iliskili bir proje ise bu bankada gerekli temaslari yaptiklarini bildirirler. Görüsmelerde devamli olarak sizin dengenizi bozmaya, argümanlarinizi çürütmeye, kendi fikirlerini dikte etmeye çalisirlar. Ilk temaslari yapanlar sirf bu isle ugrasan, dünyanin çesitli yerlerinde hizmetlerini pazarlayan kisilerdir. Satis psikolojisinin her türlü inceliginden yararlanirlar. Yeterli tecrübeyi kazanana kadar bu tip görüsmeler son derece yorucu ve yipraticidir. Bu tiplere ayni yaklasimla karsilik vermek ve hiçte yapilan gösteriden etkilenmediginizi göstermeniz lazimdir. Ihsan Bey, ilk günlerde belki biraz bocalama geçirmesine ragmen bu taktigi çok kolay ögrendi. Ingilizce'yi ilk baslarda iyi konusamadigini ve anlamadigini iddia ederek devamli olarak söylediklerini tekrarlamalarini istedi, adamlarin tempolarini bozdu, performanslarini düsürdü. Kendi istedigini karsi tarafa iyicene anlatincaya kadar bikmadan mücadele etti. Hizmeti satin alanin DPT oldugundan hareketle çalismanin ana hatlarini kendilerinin dikte edecegini kabul ettirdi. Kisa bir süre sonra gerek Dünya Bankasi, gerekse yabanci danismanlarin temsilcileri tarafindan sevilen ve sayilan, uzmanligini kanitlamis bir devlet yetkilisi olarak tanindi.

Konumuzun disinda olmakla beraber belki burada rapor hakkinda bazi bilgiler vermekte yarar var. Raporun özü 70 sayfalik, kolay okunacak bir kitapçiktir. Çalismanin hedeflerini açiklayan kisa bir bölümden sonra Türk Tekstil Sanayinin o tarihte içinde bulundugu durum dokuz alt sektörde ayri ayri inceleniyor. Bu alt sektörler pamuk ipligi, pamuklu dokuma, apre ve boyama, suni elyaf, yün ipligi, yünlü dokuma, makine halisi, normal hali, örme ve konfeksiyondu. Daha sonra uluslararasi pazar inceleniyor ve uluslararasi pazara uyum saglamak için ne gibi stratejiler benimsenmesini ve sanayi yapisinin ne sekilde degistirilmesini açiklayan bir bölümü takiben sanayinin yeniden yapilasmasi ele aliniyordu. Yeniden yapilasmanin finansal boyutlarinin ortaya kondugu bölümü yeniden yapilasmayi destekleyecek kuruluslarin tarifi takip ediyor.

Etüdün hazirlanisi sirasinda tekstil sanayinin her alt sektörü ayri ayri incelenmis, çok sayida üretici, tüccar ve pazarlamaciyla  görüsülmüs ve bulgular üzerinde yogun tartismalar olmustur. Nitekim, aradan yillar geçtikten sonra dikkate alinmayan bazi önerilerin ne kadar hakli oldugunu görüyoruz. BCG-TDS dokuma sanayine önem verilmesini istemisti. Maalesef pamuk ipligi yatirimlarina önem verildi ve Türk dokuma sanayinin modernlesme ihtiyaçlari karsilanamadi. Konfeksiyon sanayinde kullanilan aksesuar malzemeleri üretimi de yeterince gelisemedi. Bugün bu alt sanayi dali da ithal girdiler karsisinda sikintilar yasiyor. Örme alt dalinda kapasite kullanim oranlarinin düsüklügüne dikkat çekilerek yeni yatirimlarin tesvik edilmemesi istendi. Örme sanayini meydana getiren çok sayida küçük sanayici halihazirda sikinti içindeler.

DPT bazilarina göre bu sektör etüdünü BCG gibi tekstille direkt ilgili olmayan bir firmaya vererek kumar oynamisti. Bence BCG'nin bir tekstil firmasi olmayisi ve sektörü alisilagelmis metotlarin disinda metotlarla incelemesi, sektörün gelecekte tatbik etmesi gereken stratejiyi ortaya koymasi hükümetin önerilerden büyük bir kismini benimsemesine neden olmustur.

BCG normal bir danismanlik firmasi degildir. Kurulusuyla birlikte yönetim terimleri sözlüklerine stratejik danismanlik teriminin yerlesmesine sebep olmustur. BCG firmalarin bugünkü çalismalarini inceleyerek gelecekte basarili olmalari için gerekli stratejik tavsiyeleri yapar. Topladigi bilgileri degisik metotlarla analiz eder ve çarpici bir biçimde sunar. Bu firmada çalisanlar dünyanin sayili okullarindan yetismis genç ve dinamik uzmanlardir. Çok degisik sektörlerde çalistiklarindan yeni bir sektöre son derece çabuk adapte olurlar. Bilgisayar modelleri yaratmakta üstattirlar. Son senelerde stratejik danismanlik firmalarinin sayisi dünyada hizla artmaktadir. Ne çare ki ülkemizde bu isi yapabilecek danismanlik firmalari henüz kurulmamistir. Halbuki  kamu ve özel kesimin ihtiyaç duydugu danismanlik stratejik danismanliktir.

BCG raporunun önemli bir bölümü Sümerbank'in degerlendirilmesiyle ilgiliydi. Sümerbank konusu sunus ve danisma kurulu toplantilarinda gündeme gelmedi. DPT, konuyu kendi içinde ve Sümerbank yetkilileriyle müzakere etmeyi uygun görmüstü. Is tarifine göre BCG-TDS Sümerbank'in operasyonlarini inceleyecek, sektör içindeki yerini ve önemini belirleyecek ve Sümerbank için bir özellestirme mantigi gelistirilecekti. Muhakkak ki bunlar yapildi, DPT yetkililerine ve hükümete Sümerbank'la ilgili bilgi verildi. Belki de bu bilgiler sonucunda özellestirme programinin hizlandirilmasi kararlastirildi.

BCG-TDS raporu bir anlamda Türk Tekstil Sektörünün hizli bir yapisal degisimini saglayamadi ama özellestirme harekatinin baslangici oldu diyebiliriz. O tarihe kadar sektörel bazda yapilacak çalismalarla hükümet programinda yer alan özellestirme konusuna yaklasacaklarini düsünen yetkililer tek bir sektörün ve bu sektörde yer alan tek bir KIT'in incelenmesiyle istenilen noktaya varamayacaklarini anladilar. Evet, sektöre ait çok kiymetli bilgiler toplanmis, ileriye dönük tahminler yapilmis, Türkiye'nin tekstil sektöründe teknolojik konumu belirlenmis, özel sektörle kamu sektörü karsilastirilmis, ilerde alinmasi gereken tedbirler açikça belirtilmis olmakla beraber bu etüt geri kalan sektörler konusunda bir sey söylemiyordu. Sümerbank'in problemleri, teknolojik durumu, avantajlari, ellerindeki varliklarin durumu biliniyordu ama diger KITlerin sektörlerindeki konumlari neydi? Sümerbank'in yapmasi gereken yatirimlar belliydi ama finansman ihtiyaci nasil karsilanacakti? Bazi fabrikalar satilabilirdi, ama kime? Dis yatirimcilar Sümerbank'a talip olabilirlerdi, ne sekilde? Devlet, fabrikalari satmayi düsünse çikacak hukuki sorunlar nelerdi? Özel sektör Sümerbank'in bazi fabrikalarini satin alabilirdi, ama nasil?

O tarihlerde Istanbul Menkul Kiymetler Borsasi'nin bile emekleme devresinde oldugunu hatirlarsak bu suallerin cevaplarinin bilinmemesine hiç sasmamak lazim.

Anap, seçim programlarinda özellestirmeden  bahsetmis ve bunu hükümet programina da alarak özellestirmenin ciddi bir ekonomik silah olarak kullanilacagini açiklamisti. 1980'li yillarin ortalarina dogru Ingiltere hizli bir özellestirme programini tatbik ediyor ve basarili neticeler aliyordu. Fransa, Ingiltere kadar olmasa bile ciddi bir özellestirme programinin ilk adimlarini atiyor, Sili gibi bazi ülkelerde iyi düsünmeden uyguladiklari özellestirme islemlerinden pisman oluyorlardi. Birlesik Amerika bu konuda çok rahatti. Devletin sahip oldugu az sayida üretim ünitesi vardi; yani özellestirilecek mallari yoktu. Öte yandan Amerika, AID teskilati araciligiyla senelerdir kalkinmakta olan ülkelerde devletçiligi desteklemis ve umdugu sonuçlari alamayacagini görmüstü. Kalkinmakta olan ülkelerin problemli tesisleri için bir seyler yapmak gerekliydi. Dünya Bankasinda ayni tip bir açmazla karsi karsiyaydi. Hemen her yerde devlet tesislerinin kurulus süreleri uzuyor, yatirim maliyetleri umulmadik sekilde büyüyor, bir zamanlar kurtarici gibi gördükleri yabanci müsavirlik hizmetleri bile tesislerin istenilen düzeyde üretim yapmalarini saglayamiyordu. 80'li yillarin basinda Dünya Bankasinda bir arayis içersindeydi. Ingiliz Basbakani Mrs. Thatcher'in özellestirme deneyimleri ilk baslarda tereddütle, daha sonralari bir hayranlikla izlenmis ve hemen bu deneyimlerden nasil faydalanilacagi arastirilmaya baslanmisti. AID teskilati merkezi Washington'da bulunan ve kar gayesi gütmeyen "Center for Privatization" adinda bir organizasyon kurarak özellestirme fikrini Tunus, Venezüella, Sri Lanka, Nijerya gibi bazi ülkelerin gündemine getirdi. Dünya Bankasi ise olaya daha ciddi bir yoldan yaklasti. Ülkelerin sorunlarina metodik bir yoldan yaklasmak ve modeli dikkatli bir sekilde gelistirmek lazimdi. ABD hükümetinin yaptigi gibi ülkelere yollanacak, birbirlerinden habersiz çalisan uzmanlar, özellestirme metodolojisini ustalikli bir biçimde gelistiremeyeceklerdi. Öyleyse Dünya Bankasiyla arasi iyi olan, yogun kredi kullanma becerisini göstermis ve bazi arastirma müesseselerine sahip ve özellestirmeyi destekleyebilecek hükümetlerin is basinda oldugu ülkelerde pilot çalismalara gerek vardi. Alinacak sonuçlara göre Dünya Bankasi politikalari gerektigi gibi gelistirilir ve genellikle her bes senede oldugu gibi yine sanayilesme, nüfus artisi, kötü beslenme, asiri sehirlesme, teknoloji transferiyle bölgesel kalkinma sorunlarinin hepsine birden cevap olabilecek sihirli formülleri ortaya koyarak çesitli ülkelerde tatbikini saglayabilirlerdi. Aranilan örnek ülkenin Türkiye oldugu her bakimdan açikti. Özellestirme hükümetin programina girmisti. Ülkenin basina gelen her ekonomik problemden KITler sorumlu tutulmus, fiyat artislarinin sebebi olarak gösterilmis ve daha da önemlisi yillardir hemen her hükümet KITlerden kurtulmaya çalismisti. Sümerbank gibi önemli KITlerin kurulus kanunlarinda bile bu sirketlerin en kisa zamanda özellestirilecegi yaziliydi. Ayrica sektörel etütlerle özellestirme yapilamayacagi da ortaya çikmisti. Ancak bu konuda bir deneme daha yapilabilir, kamunun agirlik tasidigi bir sektörde yapilacak etütte satis fikri ortaya atilabilirdi. Bununla da yetinilmemeli, bütün KITlerin özellestirmesini inceleyen genis ve kapsamli bir çalisma yaptirilmaliydi.

Fikir gerekli kademelerden geçerek olgunlasti, ve Türkiye Çimento Sanayini inceleyen etüt bir ön özellestirme projesi haline dönüstürüldü. Tüm KITlerin özellestirilmesini etüt edecek bir çalismanin da perde arkasi hazirliklarina baslandi.

Türkiye Çimento Sanayi etüdü Fransiz Sema Metra ve Tekfen sirketleri tarafindan müstereken hazirlandi. Sema Metra çimento sanayini iyi bilen bir mühendislik firmasidir. Tekfen'de Türkiye'nin önde gelen mühendislik ve insaat firmalarindan biri oldugundan çalismalar haliyle teknik bazli oldu. Bu etütte çimento fabrikalari özel sektör fabrikalari, kamu fabrikalari ve özel-kamu karma fabrikalar diye üçe ayrilarak ayri ayri gruplar olarak incelenmislerdi. Bu arada karma sektörün özel sektöre göre daha randimanli çalistigi ortaya çikti. Halbuki bu fabrikalar Çitosan'in teknik danismanligiyla kurulmus ve genellikle Citosan'dan, Çitosan'in onayiyla ayrilan personelle yönetilen fabrikalardi. Problem çiktigi zaman bas vurduklari merci Çitosan'di. Teknik sorunlarini Çitosan'in kurdugu teknik danismanlik sirketi olan Çimhol çözüyor, yedek parça ihtiyaçlarini Çitosan kendi kanallariyla temine çalisiyordu. Kisaca devletle özel sektör isbirligi çok basarili sonuç vermis ve özel sektörün daima her seyi en iyi yaptigi seklindeki miti zedelemisti. Esasinda bu çalismadan alinacak neticenin farkli olacagini düsünmek yanlis olacakti. Özel sektörün birçok fabrikasi Çitosan bünyesinde yetisen kisiler tarafindan yönetiliyorlardi. Bu basarinin sirri arastirildigi zaman karma sektörün devlet sektörü gibi devlet müdahalelerinden çok fazla etkilenmemesi nedeniyle yatirimlarini hizla tamamlamasi, isçi aliminda geçmis senelerde politik baskiya tabi tutulmamasi, yatirim kararlarinin çabuk alinabilmesi, sirket denetimlerinin yikici bir biçimde yapilmamasi, gerek duyuldugunda Çitosan'in birikmis bilgi ve becerilerinden istifade edebilmesi gibi faktörler ortaya çikiyordu.

Uzun yillar boyunca çimento sektörü devletin uyguladigi fiyat kontrolleri yüzünden yenileme yatirimlarina gidememis, Çitosan'in dogu ve güney dogu Anadolu'da kurdugu fabrikalarin disinda da önemli yeni yatirimlar gerçeklestirememisti. Özel sektör 1970'li yillarin basinda hizla kömürden fuel oile geçmeye çalismis, fabrikalar gelisen sehirlerin içinde kalmis ve çevre koruma önlemleri göz ardi edilmisti. Halbuki ülkenin kalkinmasina paralel olarak çimento ihtiyaci da hizla artmaktaydi. Çimento talebi 1978 yilina kadar hizla artti. 1978 ile 1983 yillari arasinda talepte büyük bir düsüs oldu. Bu dönemi Türk Çimento üreticileri dis pazara açilarak degerlendirdiler. 1983'ten sonra hizla artmaya baslayan iç talebi karsilamak için yeni ve modernizasyon yatirimlarina basladilar. Bugün bu yatirimlarin çogu tamamlanip devreye alinmis durumda. Tabii bu yatirimlar arasinda kömüre dönüs projeleri de önemli bir yer isgal ediyordu.

Yatirim firtinasina katilamayan tek kurulus ne yazik ki  Çitosan olmustu. Kömüre dönüs, prekalsinasyon, modern kömür ve çimento degirmenlerinin temini, fitre tesisatlarinin yapilmasi gibi projeler bazi fabrikalarda tatbik edilebilmistir. Fabrikalarin önemli bir bölümünde ise bu yatirimlar halen devam etmektedir. Bu arada Çitosan 1988 yilinda uzun bir süredir insaat ve montaji devam eden Denizli fabrikasini devreye sokmus ve makineleri evvelden temin edilmis olan Edirne-Lalapasa fabrikasinin kurulmasi için bazi tesebbüslere geçmistir. Özel ve karma sektörün atak yaptigi bir dönemde Çitosan'in yatirimlarinin çok kisitli kalmasinin nedeni ise Dogu ve Güney Dogu bölgesinde kurulu fabrikalarin finansman açiklarinin diger bölge fabrikalarinin yarattiklari karlarla karsilanmasi ve böylece Çitosan'in yatirim yapacak fonlari yaratamamasidir. Aradan yillar geçtikten sonra, 1991 yilinda, o zamanin Çitosan Genel Müdürü Sn. Mehmet Gümüsburun, Çitosan'in 36. kurulus yilinda yaptigi konusmada Dogu fabrikalarinin kömüre dönüstürülme projelerinin mali kaynak yetersizligi sebebiyle yavaslatildigini ve özellestirilen bes karli fabrikanin karlarindan yoksun kalan Çitosan'in yatirimlarini bankalardan alinacak kisa vadeli kredilerle tamamlanmaya çalisilacagini, inaniyorum ki üzülerek, açikliyordu.

Dogu ve Güney Dogu Anadolu fabrikalarinin tek bir sorunu vardir. Bölgelerinde talep yetersizdir ve yapilan projeksiyonlara göre de uzun bir süre yetersiz kalacak, bazi fabrikalarin tam kapasiteyle çalismalari gerçeklesemeyecektir. Çitosan bu fabrikalari kapatamaz; kamu görevi olarak isletmeye ve zarar etmeye mecburdur. Uzunca sürelerle bu fabrikalar teknik ariza yapmis gibi gösterilerek durdurulur. Üretilen klinker talebin yüksek oldugu fabrikalara tasinir. Kisin çalisma sartlari agirdir.  Ne hikmetse bu bölgelerde özel sektöre ait hiçbir çimento fabrikasi yoktur.

Sema Metra degerlendirmesinde bu gerçegi anlayamamis , kapasite kullanim oranlarindaki düsüklük ve uzun teknik sebepli duruslar nedeniyle tesislerin teknik yönden kurulus hatalarindan kaynaklandigini varsaymis, bu fabrikalarin teknolojik hatalarini giderecek  bir biçimde elden geçirilmesi gerektigini raporunda vurgulamistir. Bu sonuca vardiktan sonra özellestirme stratejisini tayin etmek çok kolaydir. Çitosan Dogu ve Bati grubu diye ikiye ayrilacak, bati grubu özellestirilecek , elde edilecek gelirle dogu grubundaki fabrikalarin hatalari giderilecek ve dogu grubu da bir süre sonra satilacaktir. Bu arada yabanci uzmanlar Ankara hizmet binasinin da satilmasini tavsiye etmislerdir. Bu etüdün sonuçlari,  yeni yeni baslayan özellestirme master plan çalismalarinda, birden Çitosan adinin ön plana çikmasina neden oldu. Böylece Gübre Sektörü Modernlesme projesiyle baslayan çalismalar politik ve ekonomik gelismeler sonucunda hiç umulmayan bir sonuç doguruyor ve Türkiye'de özellestirme gündeme geliyordu.

Yukarda anlatmaya çalistigim olaylar, daha önce de belirttigim gibi birbirini takip eden ve kronolojik siralamasi yapilabilen olaylar degildir. Gübre etüdü yapilirken diger etütler baslatilmis, tekstil etüdü bitmeden çimento etüdü ihale edilmis, çimento devam ederken master plan ihaleye çikarilmisti. Muhakkak olan bir sey varsa projelerin tek elden koordine edilmesi alinan kismi sonuçlarin devam etmekte olan etütlerde veri olarak kullanilmasini saglamistir.

1984 yilinin Mart ayinda Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi, DPT'den bir davet aldi. Ben ve çalisma arkadasim Y.Müh. Ahmet Arzan (o sirada Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi Arastirma Müdürü, simdi Genel Müdür Yardimcisi) banka tarafindan görevlendirilip Ankara'ya gittik. Ankara'da Ihsan Kavsat Dünya Bankasi Uzmani Sven Heksted'le hazirladigi Özellestirme Master Plan is tarifini gösterdi ve bu is tarifiyle ilgili görüslerimizi sordu. Yaptigimiz ilk tetkikte is tarifinin son derece kapsamli ve kisa bir sürede çok yogun çalisma gerektirecek bir biçimde düzenlenmis oldugunu gördük. Is tarifi devlet bankalari hariç 28 Kamu Iktisadi Tesekkülünde teknoloji, pazar ve mali inceleme yapilmasini, KITlerin hukuki durumlarinin incelenmesini ve bu verilerin isiginda Türkiye'de gerçeklestirilecek olan özellestirmenin ana prensiplerinin tespitini istiyordu. O zamanki görüslerimize göre biz is tarifinde birtakim degisiklikler yapip is kapsamini daraltma yoluna gittik. Ancak bir hafta sonra yaptigimiz ikinci toplantida Dünya Bankasi uzmani Sven Hegsted'i ikna edemedik.

Bu arada Ihsan Kavsat her zamanki becerikliligiyle bir çalisma grubu kurmus, bizlere ilave olarak bu gruba Devlet Yatirim Bankasi'ndan, Desiyab'tan, Hazine'den, Sermaye piyasasi kurulundan üyelerin atanmasini saglamisti. Bu grupta daha sonra Toplu Konut ve Kamu Ortakligi Idaresi Özellestirme Baskan Yardimciliginda görev yapacak olan Mehmet Cosan ve Mehmet Bilgiç'de vardi. Yapilan çesitli toplantilardan sonra is tarifi hem DPT'yi hem de Dünya Bankasini tatmin edici bir hale getirildi ve DPT finansmani Dünya Bankasindan alinacak bir krediyle saglanacak olan bu etüdü hemen ihaleye çikardi.

DPT bu tip ihalelerde Dünya Bankasi'nin ihale prensiplerini tatbik eder. Genellikle ihale evraki seçilmis bazi sirketlere gönderilir. Ihaleye davet mektubunda ihale evrakinin gönderildigi diger sirketler belirtilir, teklif degerlendirilmesinin nasil yapilacagi anlatilir ve davet mektubuna ek olarak is tarifi, idari ve mali sartnameler eklenir. Davet mektubunda proje hakkinda bilgi alinacak kisi ve kurulusun ismi ve adresi bildirilir ve teklif öncesinde projeyle ilgili görüsmeler için ziyaretlerin beklendigi açikça yazilmasa bile hissettirilir. Ziyaretlerde isi yaptirmak isteyenin bu isin kapsamini nasil düsündügü ögrenilir, özel sartlar varsa belirtilir, isin yapilacagi yer veya yerler ziyaret edilir, daha da önemlisi proje liderleriyle uyum saglanip saglanamayacagina bakilir. Bazi hallerde projede görev yapacak uzmanlarla bile toplantilar tertiplenebilir. Danisman firmanin bir Türk firmasiyla birlikte çalismasi isteniyorsa, firmaya, uygun Türk firmalarinin adlari ve adresleri verilir. Daha sonra danisman firma is tarifine uygun  olarak teknik ve mali teklifini hazirlar, teklifleriyle birlikte referans listesini de gönderir. Ihaleye davet eden makamin istegine uygun olarak ihale gününden evvel belli bir teminat gösterilmesi de usuldendir. Bütün bunlara ilave olarak yabanci danismanlar muhakkak Washington D.C.'nin yolunu tutarlar. 1818 K Street adresinde bulunan Dünya Bankasi'nda her sirketin bir tanidigi vardir. Hatta bu birazda prestij meselesidir. Ne kadar çok Dünya Bankasi uzmani tanirsaniz prestijiniz artar. Tanidiklarinizin yardimiyla proje hakkinda bilgi almaya çalisirsiniz. En önemli bilgi bu ise ayrilan bütçede ise ne kadar para ayrildigidir. Projede kendilerini avantajli duruma getirilecek bilgiler alinmaya çalisilir. Bu ziyaretler ve konusmalara verilen tekliflerde muhakkak deginilerek puan toplamaya çalisilir. Bütün bunlara ragmen Dünya Bankasi büyük ülke müsavirlerine tam bir tarafsizlikla yaklasmayi basarmaktadir. Islerin kime verilecegi tarafsizca kararlastirilir. Dünya Bankasi üzerine bazi ülke danismanlik gruplari yogun baski kurmaya çalisirlar. Belki bu baskilar yüzünden ihale evraklarinin kimlere gönderilecegini gösteren listelerde pek gelismekte olan ülkelerin danismanlarina rastlanmaz.

Verilen teklifler ilk olarak teknik yönden degerlendirilir ve her firmaya bir puan verilir. Bu puanlamanin sonucunda mali teklif zarflari açilir. Teklifler en pahali tekliften en ucuz teklife dogru siralanir. Pahali teklif veren firmanin teknik puanlari yüksekse belli bir oran içinde kalmak sartiyla is daha pahali fiyat veren firmaya verilebilir. Dünya Bankasi müsavirlik projelerinde iyi netice alabilmek için fiyati nispeten ikinci plana iten bir metot benimsemistir. Yillardan beri uygulanan bu degerlendirme metodu müsavir sirketleri tarafindan da iyice ögrenildiginden ihale sonuçlarina büyük itirazlar olmaz. Tabii bu seçimin Dünya Bankasinin onayindan da geçtigini unutmamak lazim.

DPT'nin anlastigi danismanlik firmasiyla imzaladigi kontrat son derece ayrintilidir. En kisa kontratlari 30-40 sayfadir. Isle ilgili her detay bu kontratta yer alir. Projenin yapimi sirasinda kontrattaki hususlardan hiç taviz verilmez. Bu hususta Dünya Bankasi kurallarina uygundur. Bu nedenle genellikle yabanci danismanlar ve onlarin ortaklari firmalarla DPT arasinda pek sürtüsme meydana gelmez.

Biz Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi olarak is tarifini hazirladiktan sonra verilen tekliflerin degerlendirilmesine kadar rahat edecegimizi düsünmekteydik. Eger DPT uygun görürse bizi bazi danismanlara yerli ortak olarak tanistirabilirdi. Birlikte çalisacagimiz ortagimiza çok faydali olabilirdik. Bankanin teknik, ekonomik ve mali açilardan her nevi üretim aktivitesini didik didik edebilecek mühendisleri, mali analistleri ve ekonomistleri vardi. Dis ve iç danisman sirketlerle birlikte çalismaya alisikti. Kendi insan kaynaklarina dayanarak Türkiye Kimya Sektörü, Türkiye Makine Imalat Sanayi gibi iki önemli çalismayi tamamlamis, kurmus oldugu danismanlik bölümüyle çesitli sektörlerde danismanlik yapmaya devam ediyordu. Tekstil Sektörü arastirmasinda yan kurulusu olan TDS, danisma kurulunda ise elemanlari görev almisti. Uzun yillardan beri kalkinma planlarinin hazirliklarina özel ihtisas komisyonlarina katilan elemanlariyla katkida bulunmustu, yaptigi her ekonomik arastirma kaynak kabul edilmekteydi. Durum bugün için de farkli degil. Iktisat gazetelerinde Türkiye Sinai Kalkinma Bankasi'nin arastirmalarina genis yer verilmeye devam ediliyor. Kütüphanesi ve bilgi bankasi arastirmacilar için en zengin ortami olusturuyor. Hala çok kiymetli bir uzman kadrosuna sahip.

Master Plana Dogru


© Dundar Aytar, dundaraytar@yahoo.com